Küresel teknoloji devleri için yapay zekâ yatırımlarının getirdiği büyüme hikâyesi sürerken, 2026’ya girilirken yeni bir maliyet cephesi giderek daha görünür hâle geliyor. Analistler ve yatırımcı notlarına göre Big Tech şirketleri, artık sadece Ar-Ge ve altyapı harcamalarıyla değil; regülasyon, enerji ve etik uyum maliyetleriyle de aynı anda mücadele etmek zorunda.
Son haftalarda X’in Grok krizi, Apple’ın DMA kapsamındaki iOS değişiklikleri ve Çin–ABD eksenindeki çip kısıtları, bu baskının farklı yüzlerini ortaya koydu. Yapay zekâ sistemlerinin ölçeklenmesi, yalnızca daha fazla GPU ve veri merkezi anlamına gelmiyor; aynı zamanda içerik denetimi, çocuk güvenliği, telif hakları ve rıza gibi alanlarda yeni yükümlülükler doğuruyor.
Enerji, AI’ın görünmeyen faturası
AI veri merkezlerinin hızla artan elektrik ihtiyacı, teknoloji şirketlerini klasik enerji alım anlaşmalarının ötesine taşıdı. Alphabet’in temiz enerji yatırımları, Microsoft ve Amazon’un nükleer ve yenilenebilir enerji projelerine yönelmesi, bu dönüşümün en somut örnekleri. Ancak bu adımlar, kısa vadede sermaye harcamalarını yukarı çekerken, uzun vadeli sabit maliyetleri de bilançolara kilitliyor.
Enerji analistlerine göre, büyük ölçekli AI altyapısı kuran şirketler için elektrik artık “değişken gider” olmaktan çıkıp, stratejik bir üretim girdisi hâline gelmiş durumda.
Regülasyon cephesi genişliyor
Avrupa Birliği’nin Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve Yapay Zekâ Yasası (AI Act), Big Tech’in ürün tasarımından dağıtım modeline kadar pek çok alanı yeniden şekillendiriyor. ABD, Hindistan ve Fransa gibi ülkelerde de platform sorumluluğu, çocuk güvenliği ve müstehcen içerik başlıklarında daha sert adımlar gündemde.
Bu çerçevede şirketler, yalnızca para cezası riskini değil; ürünlerin geri çekilmesi, özelliklerin kapatılması ve pazar bazlı farklı sürümler geliştirme maliyetlerini de göze almak zorunda kalıyor. Analistler, “tek global ürün” döneminin hızla sona erdiğine dikkat çekiyor.
Etik risk artık finansal risk
Grok vakası ve benzeri örnekler, etik ihlallerin yalnızca itibar kaybı yaratmadığını, doğrudan hukuki ve finansal riskdoğurduğunu gösteriyor. Telif davaları, bireysel tazminat talepleri ve regülatör soruşturmaları, AI ürünlerinin “önce çıkar, sonra düzelt” yaklaşımıyla piyasaya sürülmesini giderek daha pahalı hâle getiriyor.
Bu durum, yatırımcı sunumlarında da açıkça görülüyor. 2026 projeksiyonlarında birçok Big Tech şirketi, büyüme anlatısını sürdürürken dipnotlarda uyum (compliance) ve güvenlik harcamalarındaki artışı özellikle vurguluyor.
Kâr marjlarında yeni dönem
Özetle 2026’ya yaklaşırken tablo netleşiyor:
Big Tech için asıl soru artık “AI ne kadar hızlı büyür?” değil, “Bu büyüme hangi maliyetle sürdürülebilir?”.
Regülasyon, enerji ve etik başlıkları; teknoloji devlerinin kâr marjlarını aşağı çekerken, daha seçici yatırım, daha kontrollü ürün lansmanı ve daha temkinli ölçekleme dönemine işaret ediyor. AI yarışı devam ediyor, ancak bu kez sadece teknoloji değil, yönetişim becerisi de rekabet avantajı hâline geliyor.


